Türkiye, son iki yılda Abdullah Öcalan ve PKK meselesinde siyasetin dilini değiştiren bir döneme girdi. 2023 seçim kampanyasında muhalefetin Öcalan’ın serbest bırakılmasına kapı açacağı yönündeki suçlamaların tartışıldığı bir siyasi atmosferden, 22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Öcalan’ın TBMM’deki DEM Parti grup toplantısında örgütün lağvedildiğini açıklaması çağrısına uzanan yeni bir dönem başladı. Bugün Öcalan süreci tartışması, İmralı’daki görüşme koşulları ve Öcalan için cezaevi yerleşkesinde hazırlandığı açıklanan 250 metrekarelik konuta kadar gelmiş durumda.
Bu değişimi yalnızca birkaç siyasi cümle üzerinden okumak eksik kalır. Çünkü meselenin arkasında onlarca yıllık çatışma, hayatını kaybeden siviller ve güvenlik görevlileri, şehit aileleri, gaziler ve toplumda oluşan ağır bir hafıza bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı’nın PKK hakkında yayımladığı bilgilere göre, 1984’ten bu yana PKK terörü nedeniyle 40 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Bakanlık aynı bilgilendirmede PKK’nın sivilleri, güvenlik güçlerini, ekonomik ve sosyal hedefleri de hedef aldığını belirtiyor.
Bu nedenle yeni dönemin temel sorusu yalnızca “Öcalan ile görüşülmeli mi?” değil. Asıl tartışma, devletin ve siyasetin geçmişte kullandığı söylemle bugün izlediği yöntemin nasıl açıklanacağı ve toplumsal meşruiyetin nasıl kurulacağı üzerinde yoğunlaşıyor.
Öcalan süreci: 22 Ekim çağrısından İmralı’daki yeni döneme
Sürecin en belirgin kırılma noktalarından biri 22 Ekim 2024 oldu. TBMM’nin aynı gün yayımladığı grup toplantısı kaydında Bahçeli’nin Öcalan’ın tecridinin kaldırılması halinde DEM Parti grup toplantısında örgütün tamamen bittiğini ve lağvedildiğini açıklaması çağrısı yer aldı. Daha sonraki TBMM komisyon belgelerinde bu çağrıyla birlikte “umut hakkı” konusunda yasal düzenleme başlığının da gündeme getirildiği kayda geçti.
27 Şubat 2025’te ise Öcalan’ın PKK’ya silah bırakma ve örgütün feshedilmesi yönündeki çağrısı DEM Parti heyeti tarafından kamuoyuna aktarıldı. TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu da 22 Ekim çağrısını, 27 Şubat açıklamasını ve daha sonra örgütün fesih kararına uzanan gelişmeleri aynı kronoloji içinde ele alıyor. İktidar ve MHP kanadı bu dönemi “Terörsüz Türkiye” hedefi çerçevesinde değerlendiriyor.
Dolayısıyla iktidar kanadının bugünkü yaklaşımının gerekçesi açık: Silahlı yapının sona ermesi ve Türkiye’nin terör sorununu kalıcı biçimde geride bırakması. Bu gerekçe, analiz edilirken göz ardı edilemez. Ancak aynı ölçüde geçmişte kullanılan siyasi dilin bugünkü uygulamalarla karşılaştırılması da kaçınılmaz.
2023 seçimleri sırasında muhalefetin Öcalan’ı serbest bırakacağı yönündeki suçlamalar siyasi kampanyanın tartışmalı başlıklarından biriydi. Muhalefet temsilcileri bu suçlamaları reddetti; Kemal Kılıçdaroğlu da seçim öncesinde kendisine yöneltilen soruya Öcalan’ı serbest bırakmayacağı yanıtını verdi. Aradan geçen dönemde ise Öcalan’ın örgütün silah bırakmasındaki rolü iktidar ortağı MHP tarafından açık biçimde vurgulanmaya başladı.
Son tartışma İmralı’daki fiziksel koşullarla ilgili. Bahçeli, 16 Eylül 2026’da Öcalan için “villa” yapıldığı iddialarına karşı çıkarak cezaevi yerleşkesi içerisinde 250 metrekarelik bir konut yapıldığını açıkladı. Bahçeli, burada görüşmeler yapılabilmesini, mesajların aktarılabilmesini ve gerektiğinde gazetecilerle görüşme imkânı sağlanmasını savundu. Bu açıklama, Öcalan sürecinin geldiği aşamayı göstermesi bakımından siyasi önem taşıyor.
40 binden fazla canın ardından toplumsal hafıza nasıl yönetilecek?
Barışın, silahların susmasının ve yeni can kayıplarının önlenmesinin toplumsal değeri büyük. Bununla birlikte böylesine ağır bir çatışma geçmişinden çıkışın yalnızca siyasi aktörler arasındaki temaslarla yönetilemeyeceği de görülüyor. Şehit ailelerinin, gazilerin, terör saldırılarında yakınlarını kaybeden sivillerin ve toplumun diğer kesimlerinin Öcalan süreci dahil yeni dönemi nasıl algıladığı, kalıcı toplumsal uzlaşmanın önemli parçalarından biri.
Bu açıdan Ağustos 2026’da Ankara Güvenpark’ta yaşananlar ayrı bir tartışma yarattı. Türkiye’nin farklı illerinden gelen er şehit yakınları ve er gazileri, eşit özlük hakları talebiyle 38 gün oturma eylemi yaptı. 19 Ağustos sabahı polis müdahalesiyle eylemciler Güvenpark’tan çıkarıldı ve Bilkent Gazi Uyum Evi’ne götürüldü. Eylemin Öcalan sürecini protesto etmek amacıyla yapılmadığının altını çizmek gerekiyor; talepler özlük haklarıyla ilgiliydi.
Ancak iki gelişmenin birbirine yakın dönemde yaşanması kamuoyunda doğal bir karşılaştırma alanı oluşturuyor: Bir yanda terör örgütünün kurucusunun görüşme ve mesaj iletme koşullarının genişletilmesi tartışılırken, diğer yanda şehit yakınları ve gaziler devletten hak taleplerini duyurmaya çalışıyordu. Buradaki mesele iki olayı nedensel olarak birbirine bağlamak değil; devletin yeni süreci yürütürken terörden doğrudan etkilenen kesimlerle kurduğu ilişkinin de toplumsal güven açısından önemini görmek.
Türkiye’nin önündeki temel sınav burada ortaya çıkıyor. Eğer amaç gerçekten silahlı çatışmayı kalıcı biçimde sona erdirmekse, bunun başarısı yalnızca PKK’nın silah bırakmasıyla değil; hukukun üstünlüğü, şeffaflık, Meclis denetimi ve toplumun farklı kesimlerinin sürece güvenebilmesiyle de ölçülecek. ATA TV Haber’in Analiz bölümünde bu tür gelişmeleri, açıklamalar ile doğrulanmış olguları birbirinden ayırarak ele alıyoruz.
Geçmiş seçimlerde kullanılan Öcalan söylemiyle bugünkü yaklaşım arasındaki belirgin değişim ise siyasetin açıklaması gereken başlıklardan biri olarak duruyor. Bunun cevabını bir analiz metninin peşinen vermesi yerine, dönemin açıklamalarını ve bugünkü uygulamaları yan yana koymak daha sağlıklı. Siyasi aktörlerin de değişen koşulların hangi politika değişikliğini gerektirdiğini kamuoyuna açık biçimde anlatması, tartışmanın kişilere ve sloganlara sıkışmasını önleyebilir.
Sonuçta Türkiye’nin önündeki soru, terörün sona ermesinin istenip istenmediği değil; yeni can kayıplarının yaşanmaması geniş bir toplumsal beklenti. Tartışma, bu hedefe hangi hukuki ve siyasi yöntemlerle gidileceği, Öcalan’a süreçte hangi sınırlar içinde rol verileceği ve kırk yılı aşkın çatışmanın mağdurlarının bu yeni dönemde nasıl temsil edileceği üzerinde yoğunlaşıyor.













Yorumlar kapalı.