Meclis Egemenliğinden Tek Merkezli Yönetime: Atatürk’ün Kuvvetler Ayrılığı Mirası

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve milli egemenlik temalı görsel

Milli iradenin temeli olan gazi meclis çatısı altında hayata geçirilen meclis egemenliği anlayışı, tek merkezli yönetim modellerinin ve şahsi ikballerin dayattığı sistemlere karşı Türk milletinin en büyük tarihsel güvencesidir. Takvimler 1921 yılının Temmuz ayını gösteriyordu. Yunan ordusu büyük bir güçle taarruza geçmiş, Kütahya ve Eskişehir hattına kadar ilerlemişti. Cepheden gelen kara haberlerin mecliste ve tüm yurtta ciddi bir endişe yarattığı o gergin günlerde; Garp Cephesi Komutanlığı tarafından ordunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesi yönünde karar alınmıştı. Ankara’da, meclis çatısı altında ve ordu karargahında derin bir infial baş gösterdi. Meclis içindeki muhalif grupların, saltanat yanlılarının ve düzenli orduya karşı çıkanların yaratacağı siyasi baskıdan çekinen bazı çevreler, yetkilerin tek elde toplanmasını ve meclis denetiminin sınırlandırılmasını tartışmaya açtı.

Savaş Meydanlarında Bile Eğilmeyen Meclis İradesi

Mustafa Kemal, o zorlu askeri ve siyasi buhrana rağmen meclisin meşruiyetini ve kurucu gücünü her şeyin üstünde tutan net bir tavır sergiledi. Meclisin yetkilerini askıya almak bir yana, her türlü sert muhalefete ve isyana meclis çatısı altında göğüs gerilmesi gerektiğini savundu. Mustafa Kemal Atatürk, memleketin top tüfek sesleri altında kalıp yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu en kanlı işgal yıllarında bile meclisin varlığını bu denli hayati görmüş, onun meşruiyetini asla zedeletmemiştir. Aksine, meclis kürsüsünden kendisine yöneltilen en sert eleştirileri bile dinlemiş; Kurtuluş Savaşı’nın hayati kararlarının önemli bir bölümü TBMM’nin iradesi ve denetimi altında alınmış, bu süreç yoğun tartışmalar ve siyasi mücadeleler içinde yürütülmüştür. Kurtuluş Savaşı’nın askeri ve siyasi yönetiminin TBMM çatısı altında yürütülmesi, dünya parlamento tarihi açısından son derece özgün bir örnek oluşturmuştur. Türk milletinin bağımsızlık rotası, meclis egemenliği ilkelerinin ördüğü o şeffaf ve demokratik duvarlar sayesinde küresel emperyalizme geçit vermemiştir.

Meclis Kararları ve Yetki Devri Çıkmazı

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde meclis iradesiyle mucizeler yaratan o köklü kurucu akıldan, bugün yüz yıl sonra nereye savrulduğumuz ortadadır. Bugün parlamento çatısı altındaki denetim mekanizmalarının ve muhalif seslerin varlığı büyük ölçüde simgesel bir dekora dönüştürülmüştür. Kararların yalnızca iktidar blokunun parmak sayılarıyla onaylandığı, halkın oyuyla seçilmemiş bakanların parlamenter sistemdeki gibi doğrudan siyasi sorumluluk ilişkisine sahip olmadığı bir yürütme modeli inşa edilmiştir. Yürütme yetkisinin tek bir merkezde yoğunlaştığı ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin önemli bir yönetim aracı haline geldiği bu düzen, Cumhuriyet’in kurucu ve denetleyici meclis ruhuna aykırıdır. İşgal yıllarında milli egemenliğe inanarak yedi düveli dize getiren parlamento; bugün bol kavgalı sahnelerle gündeme gelen ama halkın enflasyon, sefalet ve adaletsizlik gibi hiçbir hayati sorununa çare üretemeyen bir onay makamına evrilmiştir.

Kurucu Ayarlara Dönüş ve Milli Egemenliğin Tescili

Meclisi işlevsizleştirmek, kuvvetler ayrılığını yok edip yargıyı ve yasamayı tek bir şahsın ikbaline bağlamak, Türk milletinin egemenlik hakkına yapılmış en büyük suikasttır. Bir devletin büyüklüğü, sarayların ihtişamıyla değil, parlamentosunun şahsiyeti ve hukukun üstünlüğüyle ölçülür. Kendi anayasal kurumlarını tek bir merkezin parmağında oynattığı bir düzende ne toplumsal barış kalır ne de devlet ciddiyeti.

Türkiye’nin bu kurumsal çöküşten ve tek merkezli yönetimin yarattığı krizlerden kurtulmasının yegane yolu, gücünü milletten alan güçlü bir parlamenter sisteme ve tavizsiz bir kuvvetler ayrılığına derhal geri dönmektir. Çözüm; her şeyi tek bir kişinin aklına emanet eden bu sistemde değil; Mustafa Kemal Atatürk’ün o cephede bile eğilmeyen şerefli meclis egemenliği anlayışındadır. Egemenlik, yeniden kayıtsız şartsız ait olduğu yere, yani Türk milletinin gerçek iradesine teslim edilmelidir. Unutulmamalıdır ki, meclis egemenliği ve parlamenter sistem karakterinden vazgeçek toplumlar, kendi hürriyetlerini sarayların gölgesinde kaybetmeye mahkumdur. Siyaset, holdinglerin ve yandaş militanların oyun sahası değil, milletin haysiyet makamıdır. Meclis kavganın değil, millet iradesinin makamıdır.

Meclis Egemenliğinden Tek Merkezli Yönetime: Atatürk’ün Kuvvetler Ayrılığı Mirası

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

ATA TV Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.