1923 İzmir İktisat Kongresi ve Türkiye’nin Ekonomik Gerçekleri

1923 İzmir İktisat Kongresi ve Atatürk'ün ekonomik bağımsızlık anlayışı

Bugün Türkiye’de her hanehalkının mutfağında hissettiği hayat pahalılığı, anlık krizlerden ziyade kronikleşmiş yapısal sorunlardan kaynaklanıyor. Fiyat etiketlerinin hızla değiştiği, paranın değer kaybettiği bu sürecin arkasında uzun vadeli bir üretim noksanlığı var. Ülke ekonomisi, tarımsal girdilerden sanayi ham maddelerine kadar neredeyse her kalemi dövizle dışarıdan satın alan ithalatçı bir sarmala girdi. Oysa bu topraklarda tam bir asır önce, henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken bu finansal riskler öngörülmüştü. 1923 yılında düzenlenen İzmir İktisat Kongresi enflasyon çözümü ve iktisadi bağımsızlık arayışları için bugün de fabrikaları çalıştırmanın ne kadar hayati olduğunu gösteren temel bir tarihsel referanstır.

Misak-ı İktisadi ve İzmir İktisat Kongresi Enflasyon Çözümü

Mustafa Kemal Atatürk, askeri başarıların ekonomik temellerle desteklenmediği sürece kalıcı olamayacağını net bir dille ifade etmişti. 17 Şubat 1923’te toplanan kongrede kabul edilen “Misak-ı İktisadi” ilkelerinin kalbinde bu yüzden yerli üretim yer alıyordu. Temel hedef, dışa bağımlılığı azaltmak, milli sanayiyi kurmak ve ham maddesi yurt içinden karşılanabilecek üretim kollarına öncelik vermekti.

Günümüzde ise bu üretim odaklı yaklaşımdan tamamen uzaklaşıldı. Tarım ve hayvancılıkta girdi maliyetleri kontrol edilemeyince yerli üretici topraktan koptu. Verimli tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması gıda fiyatlarında kalıcı bir istikrarsızlığa yol açtı. Piyasa üzerindeki ithalat baskısını kırmadan, yerli üreticiyi tarlada tutmadan polisiye tedbirlerle veya market basarak fiyatları düşürmeye çalışmak gerçekçi bir çözüm değildir.

Siyasi Tercihlerin Ekonomik Faturası

Üretim yapısındaki bu gerilemeye, son yıllarda ekonomi yönetiminde liyakat ilkelerinden sapılması ve kurumsal bağımsızlığın zayıflaması da eklendi. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığının ortadan kaldırılması ve ekonomi biliminin temel kurallarıyla çelişen faiz kararları, döviz kurlarında ani sıçramalara neden oldu. “Nas” söylemiyle savunulan rasyonel dışı para politikası, Türk lirasının değerini düşürürken enflasyonist baskıyı daha da körükledi. Alınan kararların neticesinde iğneden ipliğe her şeye gelen zamlar, geniş halk kitlelerini derin bir yoksulluğa sürükledi. TÜİK’in resmi gelir dağılımı verilerine yansıyan sınıfsal uçurum, bu yanlış tercihlerin doğrudan bir sonucudur.

Eğer bugün kurucu iktisat kongresindeki o ilkeli kalkınma modeli esas alınsaydı, kriz geçici pansumanlarla çözülmeye çalışılmazdı. Öncelikle ekonomi yönetiminde liyakat ve öngörülebilirlik esas alınarak güven ortamı yeniden inşa edilirdi. Ardından kamu kaynakları belirli şirketlerin borçlarını silmek veya lüks harcamaları fonlamak için değil; yerli tarımı, hayvancılığı ve sanayiyi canlandıracak yapısal teşviklere aktarılırdı.

Finansal krizleri çözmenin yolu, dış finans merkezlerinden gelecek yüksek faizli sıcak paraya bel bağlamak değildir. Üretime dayanan, bütçe disiplinini koruyan ve milli kaynakları verimli kullanan akılcı bir ekonomi modeline ihtiyacımız var. Türk Tarih Kurumu arşivlerindeki kurucu iktisat vesikaları, bugün de kurtuluşun fabrikaları çalıştırmaktan ve toprağı ekmekten geçtiğini göstermektedir.

1923 İzmir İktisat Kongresi ve Türkiye’nin Ekonomik Gerçekleri

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

ATA TV Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.